yok bir şey aslında.
sadece rüyalarım beni benden aldı. gittikçe saçmalaşıyor.
gerçek de olsun istiyorum.
çok yürüdük dün, önce russell square'de sinema (entre les murs).
sonra dolaşa dolaşa southbank centre. yine muhteşemdi. ben en çok orayı seviyorum londra'da.
iki tane sergiye gittik, biri annette messager adlı kadının, the messenger.
seyom çok tavsiye etmişti. ben bazılarını beğendim, bazılarını sıkıcı buldum.
sonra üst kattaki sergiyi gezdik. john berger'in görme biçimleri tadındaydı.
arada krep ve kasekrainer yedik.
sonra şehri baştan başa yürüdük neredeyse.
pazartesi de tate modern'da bir sergi gezmek istiyorum. bir de kısmet olursa saatchi gallery...
akşamları içki içmekten sıkıldım. sigarasız çekilmiyor.
yalnızlığımız üzerine yeniden düşündüm.
gerçekten hepi topu 10 senemiz daha var diyelim - aynı kalite ve eğlence boyutuyla yaşayabileceğimiz. sonra hayat bizimle daha resmi ilişkiler kuracak.
neden bu en keyifli olacak dönemi yalnız geçirelim ki ?
tekrar soruyorum... neden ?
yanlış bir doğru insanı beklemek,
doğru insan olduğu yanılgısına düşmek,
sabrederek mutlu olunacağına inanmak,
boşver gitsin.
Sunday, April 05, 2009
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment